“Bilerek tırmandırılıyordu kur; cehaletten, inattan değil, yüksekten bozdurmak için”

Son iki aydır faizlerin bilerek düşürüldüğünü, kurun bilerek yükseltildiğini söylüyordum. Çoğu kişi buna bir komplo teorisi gözüyle bakıyordu. Ama artık bugün saygın iktisatçıların önemli bir kısmı bilinçli bir planlamayı teyid ediyor. Kapalı kapılar ardında yapılanları bilemeyebiliriz, ama gözönünde olanlardan hareketle şu tespitleri yapabiliriz.

Hükümet Başlangıçta Düşük Faiz ve Yüksek Kur Planladı

Hem düşük faiz, hem de yüksek kur, vatandaşın değil ama bu işi planlayanların çok işine geliyordu. Hükümet cenahında yatırım, üretim ve ihracatı artırmak, cari açığı azaltmak gibi vitrinde bazı gerekçekeler sıralanıyordu (daha sonra kur düşürülerek bu gerekçelerin hepsi ezilip geçilecekti). Cari açıktaki düzelme dışında vitrindekilerin kısa vadede gerçekleşmesi mümkün değildi. Ama bunları tartışmayacağım. Çünkü aslında hükümet seçim sürecinde kısa vadede sonuç alacağı işlerle daha fazla ilgilenmek istiyor.

Bir kere hükümet faizin düşmesini “nas” ile açıklayarak islami bir mesaj veriyor ve siyasi olarak oylarını sağlamlaştırmak istiyordu. Ekonomik olarak da faizin düşürülmesi ucuz kredi temini, bankalara olan bazı zor kredilerin/borçların yenilenmesi, yapılandırılması veya ucuza kapatılması, cazip bazı projelerin (örneğin devam eden kentsel dönüşüm projelerinin) sürdürülmesi, beşli çeteye verilen ihalelerin ucuza finansmanı gibi konularda çok işe yarıyordu. Bu herkesin işine yarayabilir, ama herkes gidip yüklü kredi alabiliyor mu? Bankalar içeri bile almıyorlar herkesi. Fiilen böyle.

Başka ve hatta çok daha önemli bir işe daha yarıyor faizin düşürülmesi: O da bir plan dahilinde kurun yükseltilmesi. Kur yükselişi genel ekonominin ve vatandaşın aleyhine olduğu için faizlerin düşürülmesini kimse anlamlandıramıyordu. Oysa hükümet cenahından öyle görünmüyordu. Döviz kurunun yükselmesi ile ülke içinde, serbest bölgelerde veya yurt dışında biriktirilen dövizlerin, yol, tünel, köprü gibi mega projelerden gelen ve uzun yıllara yayılan döviz cinsinden gelirlerin, 17-25’ten kalan olası dövizlerin, 128 milyar dolar gibi henüz aydınlatılmamış döviz transferlerinin yüksek bir kurdan bozulmasına ve ülkede sermayenin iktidar lehine temerküz etmesine de yarayacaktı.

Bu yüzden dövizin kontrollü bir şekilde bir yere kadar çıkarılmasından, oradan satışların yapılmasının bilinçli ve planlı bir şekilde icra edilmiş olmasından söz ediyorum. AKP’nin politik açıklamalarına göre, güya döviz kuru piyasada arz ve talep koşullarına göre belirlenecekti ve müdahale edilmeyecekti. Aksine herkesin gözü önünde Merkez Bankası faizleri sürekli düşürüyordu. Kur yükselişi yeterli görülmediğinde, her defasında faizleri biraz daha düşürmeye devam ettiler. Ülkenin ve vatandaşın aleyhine dolar kuru 18’e çıkarken, ülkenin malları döviz birikimleri olanlara ve yabancılara haraç-mezat alınabilecek hale getiriliyordu.

Bu arada kalıcı bir enflasyon da bir yan ürün olarak %50’lere ulaşıyor, vatandaşın sırtına bindiriliyordu. Vatandaşı düşünen yoktu. Seçimlere doğru onların gönüllerini alacak başka popülist şeyler bulacaklarını düşünmüşlerdir.

İçerden Bilgi Veya bir Manipülasyon Var mıydı?

Bu yapılanların ülkeye nasıl zarar verdiğini gören samimi iktisatçılar yapılanları bir türlü anlamlandıramıyor, bazıları uygulanan politikaları iktidardakilerin ekonomiyi bilmediklerine, cahilliklerine veya hükümetin faiz inadına bağlıyor ve ülkeleri adına kahroluyorlardı.

Oysa cehaletten, inattan değil, bilerek yapılıyordu bütün bunlar. Kim biliyorsa ve kime bildiriliyorsa onların bilgisi dahilinde kur yükseltiliyor ve yüksek kurdan dövizler bozdurulması düşünülüyordu. Bu yüzden açıkça içerden bilgi paylaşımı ve manipülasyon şüphesi ister istemez akla geliyor.

15-20 Aralık arasında banka genel müdürleri, BDDK, Türkiye Bankalar Birliği ve iş dünyası temsilcileri ile çeşitli toplantılar yapıldı. Bakan Nebati HaberTürk yazarı Sevilay Yılman’a “Çok hızlı bir şekilde düzelecek ekonomi… Faiz artırmayacağız. Bu işi faiz artırmadan da yapabildiğimizi göreceksiniz” demiş ve daha sonra bu model başarılı olmazsa “üzülürüm” demişti. Demek ki kafalarındaki model çoktan belirlenmişti ve ne yapacaklarını çok iyi biliyorlardı.
Bu toplantılarda veya başka ortamlarda neler konuşulup nelerin uygulamaya konulduğunu tam olarak bilmiyoruz. Bilgilerin kimlerle paylaşıldığını da bilmiyoruz. Eğer Cumhurbaşkanı’nın 20 Aralık’taki 18’e çıkan dolar kurunun 12’ye düşmesiyle sonuçlanan son açıklaması öncesinde, içerden bilgi alanların (buna teknik anlamda “insider trading” deniliyor) döviz işlemleri vuku bulmuşsa ve bu işlemlerden dolayı haksız kazanç elde edilmiş ise, muhalefet partileri tarafından bu durumun ciddi olarak araştırılması ve açığa çıkarılması gerekiyor. Çünkü bu tür “manipülasyonlar” SPK mevzuatına göre suçtur ve hukuken araştırılması gerekir. Gerçi manipülasyonla mücadelede asıl görev hükümetindir. Ama bu konuda yorum yapmaya da gerek yok.

Açık kaynaklardan elde edilen bazı bilgiler içerden bilgi alma ve manipülasyon hakkında önemli ipuçları veriyor. Örneğin Ali Babacan Merkez Bankası’nın kamu bankalarına arka kapıdan döviz sattığını söylüyordu. “Pazartesi akşamı … Devlet eliyle manipülasyon yapıyorsun o gece milyarca dolar döviz satarak bunu yapıyorsan bu manipülasyondur. Arka kapı döviz satışı madde bağımlılığı gibi bir şey. Neden şeffaf yapmıyorsunuz? Bu sizin babanızın dövizi değil milletin dövizi” diyordu.

Daha da önemlisi, Bakan Nebati’nin kardeşi ve iş adamı Seyidullah Nebati, TCMB’nin 100 baz puanlık faiz kararını Merkez Bankası toplantısından bir gün önce yaptığı açıklamayla duyurmuştu. Bilgiyi nerden almıştı ve Merkez Bankası’ndan önce nasıl açıklayabilmişti? Kurumların bu düzeyde ayağa düşürülmesi ayrı bir konu. Başka kimler hangi bilgileri önceden biliyordu? Kimlerin hangi bilgi avantajlarıyla piyasada rekabet allak bullak edilecek ve birçok vatandaş perişan edilecekti?

Bakanın kardeşinin açıklamasından sonra Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) MYK üyesi Adnan Okur “Özellikle AKP’gillerin yakın çevresinde olanlar, kurlarda olacak değişiklikler kulaklarına fısıldananlar servetlerine servet katıyorlar” diyerek, Bakan’ın kardeşi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

Ayrıca Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, Habertürk’te katıldığı bir programda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklama yaptığı esnada, henüz döviz kuru 18’de iken 1 milyar doların satıldığını söylemişti. Çakar’ın bu açıklaması sonucu HKP konuyu yargıya taşımıştı. 1 milyar dolara takılmayın, yansımayan rakamlar çok daha büyük olabilir.

Benzer şekilde yeni Bakan Nebati 15 Aralık’ta Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde düzenlenen bir toplantıda bazı işadamlarına/katılımcılara “Hepiniz 100’er milyon dolar bozdurun” demişti. Hatta işadamlarından faizlerin düşmesini fırsat bilip, bankadan çektikleri parayı, dolara yatırmamaları uyarısını da yapmıştı (Bu bilgiler kulis haberi olarak Sabah gazetesi yazarı Dilek Güngör’den basına yansımıştı). Anlaşılacağı gibi doların çok sert bir şekilde düşeceğini bilen bir kişiden başka hiç kimse böyle kesin yatırım tavsiyelerinde bulunamaz.

Yapılan Bir Vurgun mu Yoksa Vatandaşın Döviz Bozdurması mıydı?

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, dolar kuru 18 iken, ertesi günü yüklü bir hamle yapılacağını bilenler kimler ise, yüksek kurdan dövizlerini bozduranlar da ağırlıklı olarak aynı kişiler olmuş olmalıdır. Umum vatandaşların bilgisi olmadığı için, mesai sonrasında bankalar kapandıktan sonra bir gecede hatta ilk yarım saatte kurları vatandaşlar düşürdü diyemeyiz. Fakat bazı kamu bankası yöneticileri o gece dövizi olan vatandaşların dövizlerini bozdurmaları nedeniyle kurların düştüğünü söylediklerini biliyoruz. Güya halk hükümetin açıkladığı pakete güvenmiş ve para yatırmış diye bir bilgiyi satışa sundular. Oysa sıradan vatandaşların haberi bile yoktu. Dövizi düşürecek kadar parayı bir anda bankalara yatırabilmeleri mümkün değildi.

Dövizi 18’den satabilenler büyük bir kazanç elde etti. Gerçi bunlar da vatandaştı, ama vatandaşın yüzde kaçıydı ve kimlerdi? Bunun açıklanması gerekir. Yazının başında bahsettiğim biriktirilmiş dövizlerin bir kısmının o gece sisteme sokulduğu anlaşılıyor. Buna ilaveten Körfez ülkeleri (BAE ve Katar) ile yapılan son görüşmelerin de boş olmadığını düşünebiliriz. Bunu teyid edecek şekilde Can Ataklı youtube videosunda, “O gece körfez ülkesinden 80 tonluk kargo geldi. Benzer kargo yeni yılın ilk günlerinde, üçüncüsü ise ayın 10’una doğru gelecek” diye bir açıklama yaptı.

CHP milletvekili Deniz Yavuzyılmaz “Vatandaşa tuzak nasıl kuruldu?” başlıklı bir açıklama yaptı: “20 Aralık sabahı… Dolar 18,36 liraya kadar yükseliyor. (Saat) 18.15’de gündüz piyasası kapanıyor. Ve vurgun başlıyor. 20 Aralık akşamı. Merkez Bankası, kamu bankaları aracılığıyla çok düşük kurdan dolar satmaya başlıyor. Hedef, MB dolarını 10 liranın altında satıp bir kısım yandaşa sermaye transferi yapmak iken, dolar ancak 12,49’a kadar geriliyor”. “… Önceden haberi olup da neredeyse bedavaya dolar alanların kim olduğu meçhuldür. Sonuç, MB soyulmuştur. Operasyondan haberi olanlar büyük paralar kazanmıştır. Kalanlar, paralarını ve varlıklarını kaybetmiştir. SPK ve BİST manipülasyonlara karşı yatırımcılarını koruması gerekirken, yatırımcılarına kumpas kurulmasına aracılık etmiştir”.

Şimdi o gece veya bir gün içerisinde Dolar 18 iken TL karşılığında ne kadar döviz satıldı? Döviz 10 TL’nin altına düştüğünde de ne kadar alım yapıldı? Bu işlemleri kimler yaptı? Merkez Bankası’nın bir iki gün içinde 7 milyar dolar civarında döviz satışı yaptığını biliyoruz. Ayrıca vatandaşlar tarafından 17 milyar dolar civarında bir döviz satışı yapıldığından söz ediliyor. 17 midir, 20 midir, daha az mıdır, daha çok mudur? Resmi olarak bilmiyoruz.

Bu soruların tam cevaplarını banka hesaplarını görmeden bilmek mümkün değildir. Ama aranan sorunun cevabı buradadır. Bazıları saf ve temiz bir kalple soruyor hükümet yetkililerine, madem dövizi düşürme imkanınız vardı, bu güne kadar niçin beklediniz diye. Bu sorunun ne kadar anlamsızlaştığının farkında mısınız? Ve muhalefetin görevinin öneminin…

Sakın yanlışa düşmeyin, yeni bir uygulama olarak kur korumalı TL mevduat uygulaması geldi diye döviz düştü sanmayın. Çünkü bu uygulama kapsamında kur değil 18’de iken, 12’ye düştüğünde bile tek bir tane kur korumalı TL mevduat hesabı yoktu. Ve bu araçla hiç döviz satılmamıştı.

Kur korumalı TL mevduat hesapları açıklaması örtülü de olsa döviz artışının gerektirdiği tüm faiz artışını içinde barındırıyordu. Faiz artışı etkisiyle kurun düşmesinde etkili olmuştur. Ama kur korumalı TL mevduat hesapları kurun bu düzeyde düşmesini tek başına açıklayamaz. Yeni mevduat hesapları daha çok döviz kurunun bundan sonraki hareketleri üzerinde etkisini gösterebilir. Yani kur 12’ye düştükten çok sonra. O da etkili olabilirlerse.

YARIN: Kur Korumalı Mevduatlar Kuru Düşük Tutmaya Yetecek mi?

Profesör Sencer Ali Köse / Aktif Haber

 

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.